Fransa Cumhurbaskani Nicolas Sarkozy'nin liberal ekonomik duzenin sonu olarak nitelendirdigi bir
krizden gecmekteyiz. Herkesin uzlaştığı tek konu bu krizin son 50 yilda yaşanan en büyük kriz olduğu,
fakat sonuçlarının ve anlamının ne olduğu konusunda ise her kafadan ayrı bir ses çıkmakta. ABD para
piyasalarındaki daralmadan başlayan bu krizin gidişatını ve anlamını takip etmek için küresel para
piyasalarını izlemek önemli olduğu kadar, büyüklüğü nedeniyle gelişmiş ülkelerdeki talebe olan etkisi,
kurtarma paketlerinin maliyeti ve kriz ortamının politik sonuçları da göz önünde bulundurulmalıdır.
Mortgage piyasalarındaki geri ödenmeyen kredilerle gecen sene başlayan ABD krizi, türev piyasaların
ve riskli hedge fonlarının çöküşü ile gerçek boyutunu bu sene gösterdi. Su an dünya çapında
hükümetlerin kurtarma paketleri ile piyasalara para akısı sağlanmaya başladı. 10 Ekim'de 4.81 ile yılın
en yüksek düzeyine ulasan Libor (USD) oranın tekrar 4.00 seviyelerine gerilemesi ve kredi
hacimlerindeki yükselme bunun göstergesi. Ayrıca bu rahatlamada Avrupa ve ABD hükümetlerinin
kurtarma paketleri üzerinde beraber çalışıyor olmasının oluşturduğu güven ortamının payı büyük.
IMF'de zor durumdaki gelişmekte olan ülkelere yardıma acık olduğunu göstererek güven ortamının
oluşmasına katkıda bulunmaya çalışıyor. Bu kurtarma paketlerinin neden olduğu devletleştirme, liberal
ekonomik görüşe aykırı gibi görünse de, bu paketler rekabeti ayakta tutarak liberal ekonominin hayatta
kalması için önemli rol oynuyor. Önümüzdeki yıllarda hükümetlerden finans konusunda daha fazla
düzen ve yönetmelik gelmesi Lehman Brothers gibi bir koklu kurulusun batması ve benzer yatırım
bankaların ya satılması ya da kimlik değiştirme yoluna gitmesinden sonra doğal karşılanabilir. Avrupa
ülkeleri daha fazla denetim için ısrar ederken ABD olabildiğince az yeni denetim kuralları koymak için
uğraşacaktır. Her ne kadar krizin denetim ve kural eksikliğinden dolayı bu yatırım bankalarına sıçradığı
iddiası güçlü de olsa, aşırı denetimli ekonomiye kıyasla liberal ekonominin 1980lerden beri dünya
ekonomisinin esi görülmemiş performansına olan katkısı unutulmamalı ve orta yol bulunmaya
çalışılmalıdır.
Amerika’da kurtarma paketleri oylanırken Wall Street ile Main Street (Ana Cadde / Çarsı) arasında
secim yaptıklarını düşünen Temsilciler Meclisi ret kararı vermişti. Fakat sonra herkes gibi aslında Main
Street'in Wall Street'e ne kadar bağlı olduğunu fark ettiler. Su anda para piyasalarından başlayan krizin
dünya çapında ve özellikle ABD'de talebi azalttığı bu nedenle küçük esnaftan sanayi devlerine kadar
herkesi vurduğu bir gerçek. Daralan kredilerin yatırımı güçleştirmesi ve artan issizlik oranları bu endişe
ortamının nedensiz olmadığının bir göstergesi. Avrupa ülkeleri de talebin azalmakta olduğunu
gözlemlemeye başladılar. ABD ve AB'de talebin azalması, tabiî ki gelirlerinin büyük bir kimsi bu
ülkelere ihracat olan gelişmekte olan ülkeleri derinden sararacak. Yaşanan para birimi krizleri ve
borsalardaki yüzde 50ye dayanan değer kayıpları, gelişmiş ülkelerdeki talep azalması kadar gelişmekte
olan ülkelere giren yabancı sermaye oranlarındaki düşüşlerden de kaynaklanıyor. Ciddi döviz rezervleri
olan Rusya, Cin gibi ülkeler kendi imkânları ile krizi atlatmaya çalışırken, diş ticaret açığı olan diğer
küçük gelişmekte olan ülkeler yabancı yardımlara veya yabancı sermayenin bir sure daha giriş
yapmasına ihtiyaç duyuyor. IMF ile yeni stand by anlaşması yapmayan Türkiye’nin durumu nasıl
atlatacağı Amerikan yazarlar tarafından bir soru işareti olarak görülüyor, çünkü Türkiye’nin en iyi
ekonomik performansın AB veya IMF gibi bir dış gözlemcinin nezaretinde verdiğini düşünüyorlar.
Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerin bu endişe ortamını nasıl atlatacağı bu
ekonomik krizin boyutlarını belirleyecek.
Krizi olabildiğince az hasarla atlatmaya çalışan Amerikan hükümeti kurtarma paketlerine bonkörce
para harcıyor. Buna bir de yaklaşmakta olan seçimlerden sonra seçilen başkanın vaatlerini yerine
getireceği ve bu nedenle Amerikan bütçe açığını daha da büyüteceği varsayımını eklersek, ABD'yi
önümüzdeki yıl büyük bir sorun daha bekliyor. Kesin olan şey bu açığın küçülmek yerine %7
(GSYIH'ya olan oranı) kadar büyüyeceği. Kredi maliyeti çok düşük ABD hükümeti için bu daha önce
sorun olmamıştı, ama global kriz ortamında her an para yon değiştirebilir ve fonlar diğer ülkelerin
borçlarını finanse etmeye başlayabilir. Bu durumda ABD bir sok daha yasayacaktır.
En büyük kriz ise ekonomik krizin gerçek bir küresel politik krize dönüşmesi halinde yaşanacaktır.
Daha önce belirttiğim nedenlerden dolayı çok zor günlerle karsı karsıya olan gelişmekte olan küçük
ekonomilerde hükümetler zor günler yasayacaktır. Ekonomik kriz yasayan bir ülkeyi yönetmenin ne
kadar zor olduğunu, batılılaşma deneyimini yeni yasayan Doğu Avrupa hükümetleri yakin zamanda
hissedecektir. Bu krizi sadece bir Amerikan krizi olarak görerek dünya dengelerinin Amerika’nın
aleyhine değişeceğini söyleyen yazarlar, azalmakta olan talep nedeniyle düsen petrol ve doğal gaz
fiyatlarının Venezüella, Iran ve Rusya gibi ABD karşıtı ülkeleri derinden etkileyeceğini
unutmamalıdırlar. Özellikle Iran ve Venezüella yükselen petrol fiyatlarına güvenerek yüksek faiz
oranlarıyla ciddi krediler aldılar, ama düsen petrol fiyatları onları çok zor durumda bırakacak. Rusya'da
da hızlı büyümenin verdiği toplumsal destekle bir diktatörün gücüne kavuşan Putin-Medvedev ikilisi,
düsen doğal kaynak gelirleri ile gelen krizden dolayı karsı görüşlerle mücadele etmek zorunda kalabilir.
Cin'de de büyüme %9'a gerilerken uzmanlar Cin'in 1 milyarı asan nüfusunda toplumsal huzursuzluk
olmaması için %7 seviyesinin altına düşülmemesi gerektiğini düşünüyor. 1929'da başlayan krizin
Almanya ve İtalya’ya diktatörlükler getirdiği ve II. Dünya Savası’na neden olduğu, göz önünde
bulundurulursa, 1929 krizi kadar büyük çapta olan bu krizin politik sonuçları da olacağı gerçeği
unutulmamalıdır.
Önümüzdeki aylar içinde haberleri nelerin oluşturacağını tahmin etmek su anda gerçekten çok zor.
Fakat finans piyeslerinde yeni düzenlemelerin gündemde olacağını ve kamulaştırılan bankaların
durumunun tartışılacağı kesin sayılabilir. Kriz haberleri gelmeye devam ettikçe tüketim azalacak ve
bütün dünya finansal krizden topyekûn krize doğru adim atmaya başlayacak. Bu topyekûn kriz
ortamında bazı devletlerin rejimlerinin bile ciddi hasat görebileceği bir gerçek. Liberalleşen ve
globallesen dünya önümüzdeki yıllarda ciddi bir sınavdan geçecek.
Saturday, December 6, 2008
Subscribe to:
Post Comments (Atom)


No comments:
Post a Comment